Kalabalık Aileler Üzerine
- ipek kayadan

- 25 Şub
- 3 dakikada okunur

Bu fotoğraf hakkında söylenecek sayfalarca şey bulunabilir. Bir yandan da baktıkça dilim tutuluyor...
Bu fotoğrafta ben 20 yaşındayım, bu fotoğrafın çekilme sebebi olan aile geleneği ise bilmem kaç yüzüncü yaşında :)
Sol köşede yerde bayrama gelenlere dağıtılmak üzere hazırlanan hiriseler (keşkek) var. Bu fotoğrafta dayılarım, teyzelerim, onların çocukları ve torunları var. Ortada ise dedemin yokluğu en çok da bayram gününde üzerine sinmiş, anneannem.
Yine de, ne güzel şey olsa gerek böylece bir aile ile sarılı olmak ve hepsinin var oluşunun yegane canlı sebebi olarak :)
Biraz baytamın nasıl geçtiğinden bahsetmek isterim. Bu gelenek, kurban bayramından. Antakya'da, özellikle bizimkisi gibi büyük kalabalık aileler kurbanda büyükçe bir bayram düzenler ve oldukça yemek ve yardım dağıtırlar. Bizim için bayram hep bir önceki günden başlardı. Yüzlerce kişiyi ağarlayacak hazırlık, bu fotoğrafta gördüğünüz ve daha görmediğiniz onlarca akrabayla birlikte yapılır, gece boyunca kaynayacak devasa hirisi kazanları hazırlanır akşamına da bahçe boyunca uc uca eklenmiş upuzun bir masada hep birlikte yemek yenirdi. Sabah namazına gelecek yüzlerce kişi için, İstanbullu Apartmanı bodrumuna boylu boyunca onlarca halı serilir biz kuzenler o bodrumun kolonları arasında yemeğe kadar saatlerce saklambaç oynardık :)
Yaşımız büyüdükçe, saklambaç oyununa yeni aile üyeleri devam etti, bizler akşam yemeği hazırlığına yardım eder olduk. Kızlar yemek hazırlığına, erkekler getir götür işlerine.
Yazarken yüzüm gülüyor, gözlerim doluyor. Canım dedem, gülümsemesi gözümde canlanıyor.
Fotoğrafta üst köşede görünen balkon, dedemin oturup mahallemeyi izlemeyi sevdiği, mandalinasını soyup dualar okuduğu, bizimle sohbet ettiği balkon. O balkonun ardındaki salon penceresine, bayram sabahı namaza gelenleri izlemeye bütün kadınlar dizilirdik.
-Aaa şu aileden şunlar gelmiş gördün mü?
-Şunun oğlu ne kadar da büyümüş maşallah!
-Şu evlenmiş biliyor musun?
-Şu aile geldi mi gördünüz mü?
Namaz çıkışında sabahtan kocaman bahçenin zeminini görünmez yapmış yüzlerce hirisi ve bayram pidesi dolu poşet dağıtılmaya başlanırdı.Gelemeyenlerin ailelerine, hastası olanlara, durumu olmayanlara fazla fazla verilirdi. Bizim bayramda, gelenler ne kadar kalabalık olursa olsun, hiç yetmediğini görmedim :)
Artmadıysa, biri aç kalmıştır.
Artan ise her zaman iş başa düşen erkek kuzenler tarafından konu komşuya gelemeyenin evine götürülürdü.
Böylece biterdi bayram, iki günlük hengame, her yerden toplanıp bir araya gelen aile, anneannemlerin salonunda yerlere yapılmış yataklarda topluca koyun koyuna yatarken edilen sohbetler, bir anda biter, yavaş yavaş evlerimize dağılırdık.
Ben üniversite için İzmir'e geldikten bir sene sonra canım dedemi kaybettik, ondan sonra gittiğim tek bayram bu fotoğraftaki. Şimdi ise bu bayramdan geriye yalnızca arkamızda gördüğünüz ağaç duruyor.
Dedemin evi artık yok, arkadaki büyük siyah demir kapıların ardında dedemin zeytinyağı yaptığı, buğday öğüttüğü o ilk girişimcilik yuvası deposu yok :) Evşn yanında duran, büyük amcamın yaptırdığı, köyün ilk apartmanı olan, İstanbullu Apartmanı, artık yok.
Bu evin enkazından çıkmış, anneannem kaldı geriye. Onun hatırına orda burda devam ettirilen, biz bir arada oldukça değeri aynı kalan ama tadı hiç eskisi gibi olmayan bayramlarımız kaldı.
Bu fotoğrafa az önce tesadüfen denk geldim, aklımda bayram yoktu. Bu sene yıllar sonra ilk defa tekrar bayrama gideceğim. Noa'yı aileyle, aileyi Noa'yla tanıştırmak için.
Bu fotoğrafın ruhundan, oğluma tattırmak için :)
Antakya'nın yıkılışıyla, bunu bir yeniden doğuş olarak görmeye çalışarak başa çıkıyorum. Başarabiliyor muyum emin değilim, ama başka çare göremiyorum. Anıları geride bırakmak, nereye gidersen git döndüğünde hep aynı olan bir şeyi kaybetmek tarif edilir bir zorluk değil. Önüme bakmaya çalıştıkça, geçmişin hüznü yokluyor.
Bu hüzünle ne yapılır?
Bana kalırsa, bu ancak geleceği inşa etmek için kullanılır. Bu fotoğraf benim için oğlumu yetiştirmek istediğim değerlerin anımsatıcısı. Kalabalığın, topluluğun, içinden doğan güven ve teslimiyetin anımsatıcısı.
Bunun gerçekleşmesi için, aynı toprak ve köklere sahip olmanın mecburi olmadığını bana gösteren,
Köklerimin kaybıyla başa çıkabilmemin, yaşamı, zihni ve yarattığı kanıtlarla en büyük sebebi olmuş canım kocama teşekkür ederek bitirmek istedim bu yazıyı.
Nelerin mümkün olduğunu, hep birlikte görebildiğimiz günlere!



Yorumlar