top of page

Ben Buraya Dönerim Diye Gelmiştim!



Bugün 20 Aralık.


Biz, 2 Aralık’ta Fethiye’deki evimizden üç hafta sonra dönmek üzere çıkıp Turgutlu’ya geleli 18 gün oldu.

Buraya; burada yapmak istediğimiz işler olduğu, aileye yakın olmak gibi niyetlerimiz bulunduğu ve “Fethiye–Turgutlu arası bir yaşam düzeni mümkün mü?” sorusuna cevap aradığımız için, üç haftalığına geldik.

Ancak evden çıkarken, yapmak istediklerimizi düşündüğümüzde, Fethiye’ye dönmenin de artık çok anlamlı olmadığının farkında olarak çıktık.

Bizi geri döndürecek tek sebep, bebeğimizin yaklaşan doğumuydu.

Biz 2025 Nisan ayında Karşıyaka’daki evimizden çıkıp Fethiye’ye taşındık. Taşındıktan çok kısa bir süre sonra da ben hamile kaldım. İlk birkaç ay evi yerleştirmekle geçti; sonraki birkaç ay ise hem evi hem kendimi bebeğe hazırlamakla.

Aralık ayına geldiğimizde artık hamileliğimin sekizinci ayındaydım. Bebeğim için tüm hazırlıkları tamamlamış, kalan günlerimi sakinleşerek, dinlenerek ve doğumu bekleyerek geçirmeye niyetlenmiştim.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı :)

Yalnızlık ve desteksizlik, bizim gibi çok şey yapmak isteyen, çokça insana ve çokça işbitiriciliğe ihtiyaç duyan iki insanı iyice yıpratmıştı. Artık sona geldiğimizi hissetmeye başlamıştık.

Farkındalık böyle bir şeydir; geldi mi, gelmemiş gibi yapamazsınız :)

Ama bilmek ve fark etmek, yanında kabulü getirmez. Kabulün kendine ait süreçleri vardır.

Ben evimden “döneceğim” diyerek çıktım. Buraya “döneceğim” diyerek vardım. Burada da “döneceğim” diyerek var olmaya çalıştım. Böylece mantık ve farkındalık tokatları, günlük dozajlar hâlinde beni bulmaya başladı :)

— Ben evime döneceğim! Bebeğimi orada, her şeyin hazır olduğu huzur ve sükûnet ortamında doğuracağım!— Ama eşin burada bir işe girişti. Geleceğinizi inşa etmeye başlıyorsunuz. O ne olacak?

— Ben yalnız giderim! O da doğum yaklaşınca gelir!— Karnın burnunda. Evin dağın tepesinde. En yakın hastaneye yarım saat uzaklıktasın. Gittikçe büyüyorsun, araba kullanman zorlaşıyor. Yalnızken başına bir şey gelirse ne yapacaksın?— Başımın çaresine bakarım!

Bakar mıyım?Ya bakamazsam?

Sadece kendimin değil, bebeğimin de canını riske mi atacağım?

O zaman eşim de benimle gelsin! Doğumdan sonra taşınalım, her şey beklesin!

— O zamana kadar ne yapacaksınız? Hayat nasıl geçecek? Orada yapacak neyiniz kaldı?— Hiç.— Burada yapacak neyiniz var?— Koca bir hayat inşası.— Bunları bir ay daha ertelemek neden?— Bebeğimi huzurla doğurmak için!

Hakkım mıydı?Hakkımdı. Sonuna kadar.

Hamileliğimin sonuna gelmişken, hayatımın ve düzenimin aniden tepetaklak olmasını istememek; yanımda bebeğime ait hiçbir şey olmadan, oldukça kalabalık bir evde, hiçbir özel alana sahip olmadan kendimi koca bir bilinmezliğin ortasında kayboluyor halde bulmaktan kaçınmak en doğal hakkımdı.

Günlerce ağladım.Geceleri düşünerek uykumdan uyanıp ağladım.

Korktuğum için ağladım.Sinirli olduğum için ağladım.Haksızlığa uğramış hissettiğim için ağladım.

Bebeğimin ve kendimin sağlığına zarar verdiğimi düşündüğüm için, suçlu hissettiğim için ağladım.Gidecek yerim olmadığını hissettiğim için, dinlenecek bir limanım olmadığını düşündüğüm için ağladım.

Olabilecek bütün sebeplerden ağladım.

Kendimi huzur içinde bir hâlden alıp, her tür huzursuzluğun merkezinde bulduğum için ağladım.Bunu kabul etmek istemediğim için, inkâr etmek ve isyan etmek istediğim için ağladım.Kendimi sükûnete teslim etmeyi planladığım bir zamanda, yepyeni bir savaşın içinde bulduğum için ağladım.

Ve kendime değil ama bebeğime zarar veriyor olmaktan gerçekten korktuğum bir noktada…Kabullendim.

Yaşananı da, yaşanmak zorunda oluşunu da kabullendim.

Her gün bir şeyi daha kabullendim.Her gün yaşanan ve yaşanacak yeni bir şeyi keşfettim.Her geceyi kendimle istişare ederek bitirdim.Her sabaha yeni bir kabul ve yeni bir bilinçle uyandım.

Bunlar olurken, bir yandan bu durumdan nefret edişim geçmedi. Ama kendime ve bebeğime daha iyisini sağlamaktan daha önemli hiçbir şey olmadığını biliyor, bu nefrete artık pek paye vermiyorum.


Her şeyi biliyordum.

Şimdi hiçbir şey bilmiyorum.


Ama oğlum,“Benim annem bilmemekten korkuyor” demeyecek.


 
 
 

2 Yorum


inedoz
22 Ara 2025

Hayatın akışında başımıza gelen her şeye kucak dolusu "hoşgeldin"

Hayat hoşgeldinleri biriktirdiğimiz koca bir hoşgeldin sepeti gibidir bazen. Evimizde, sokağımızda belki odamızda yer açabildiğimiz sürece sepetimiz bize yük olmaz!

Kaleminize sağlık İpek Hanım..

-Müjgan Eda Tosun

Beğen

filizkol
22 Ara 2025

Müthiş 👏👏👏👏👏

Beğen
bottom of page